Grafik Yunanca bir kelime olup, lügat anlamı itibariyle “bir hadisenin gidişini göstermek, bir kaç şey arasında karşılaştırma yapmak için çizgi ve şekillerle yapılan rakamlı cetvel” veya “eşyayı, olayları ve miktarları çizgi ve şekillerle göstermek usulü, çizerek ifade etmek. Bir alet tarafından çizilen şekil. Çizgi ile yapılan bütün resimler” manalarına geliyor. Grafik Sanatlar ise resim sanatları demektir. Yani estetik olanı yakalama işi.

Grafik uygulamanın daha çok görsel malzeme üzerinde etkisini gösterdiğini biliyoruz. Nitekim yazının icadından sonra gelişen bu sanat dalı önceleri yazma eserlerin dizaynı, ciltlerin işlenip süslenmesi ve daha sonra da günümüzde sık kullanılan karton kapakların düzenlenmesi biçiminde görülmektedir.

Resim, yazı, tezhip ve diğer işçiliğinde birlikteliğinden orijinal grafik uygulamalar ortaya konulmuş, gerçek sanat eserleri hazırlanmıştır. Hüsn-i Hat ve minyatürün geleneksel sanatlarımız içindeki yeri tartışılmaz. En ince ayrıntıları hesaplanarak hazırlanan ve insan gönlünün zenginliğini ortaya koyan bu çalışmalar grafik sanatına milletimizin kazandırdığı hazinelerdir. Deri ciltler, müstesna güzellikte ebrulardan oluşmuş yan kağıtlar, bin bir motifle süslü tezhibler ve gerçek ustaların kaleminden çıkmış hüsn-i hatlar…

Matbaanın icadından önce bu tarzda devam eden grafik sanatı daha sonra da yürüyüşünü sürdürmüş, bu sefer estetik olanı yakalama işine teknolojinin de parmağı katılmıştır.

Grafik sanatı sadece kitaplar ve kapaklarıyla ilgili değildir kuşkusuz. Bu sanatın bir çok dalı vardır. Sözgelimi bir logo dizaynı, bir afiş tasarımı, sergi ve fuar panoları, tiyatro dekorları, tanıtma kartları, takvimler, ambalajlar, fotoğraf ve hatta gazete ilanları grafik dalları arasında sayılabilir.

Artık akademik seviyede ele alınan bu sanatla ilgili dünyanın her yerinde binlerce çalışma yapılmakta, bunların katalogları neşredilmekte ve sanatçılar arasında iletişim kurulmaktadır. Grafik disiplinin ülkeden ülkeye değişkenliği ise sanatın gelişimi açısından kaçınılmazdır.

Grafik sanatının reklamla ilişkisi de üzerinde durulması gerekli bir konudur. Gerçekten daima görsel olarak algıladığımız bir çevre içinde bulunuyor ve gördüklerimiz içinde nesneleri bizi etkileyip etkilemediğine göre değerlendiriyoruz. Zaten bütün bu görsel düzenin kuruluşundaki temel disipline “Grafik Disiplini denilmektedir. Çevremizi sayısız örneklerle dolduran taşıt araçları, ambalaj türleri, yazılı ve basılı nesneler, ışıklandırma, TV gibi görsel malzemelerin tümü grafik sanatının konusu içinde değerlendirilmekte, etkili görsel değerlere sahip malzeme yapımcı yahut üretimcisine kazanç sağlamaktadır. Reklamın satışı ne kadar etkilediğini bilen firmaların grafik tasarımı ve konunun uzmanlarıyla ilişkisi her geçen gün daha da artmaktadır. Bütün dünyada olduğu gibi bizde de grafik sanatı ileri gitmekte, özgün eserlerle zenginleşmektedir. Osmanlı’nın Sanayii Nefise Mektebi, Güzel Sanatlar Akademisi olarak devam etmekte, üniversite içinde Grafik Ana Sanat Dalı faaliyetini sürdürmektedir. Serbest çalışan yüzlerce grafiker de zenginliği artırmakta, uluslararası yarışmalarda bir çok ödüller kazanmaktadırlar.

Türk Grafik Sanatı Tarihi adlı bir çalışma yapan Sait Maden grafiği, “toplumu oluşturan katlar arasında kültür alışverişini sağlayan en önemli etkenlerden biri olarak” görür ve Cumhuriyetten sonraki Türk toplumunun yeni oluşum serüveninde, daha önce yapıla gelmiş olan grafik ya da benzeri uğraşılar ve deney birikimleri üzerinde temellendiğini söyler. Özellikle Lale Devrinden, yani ilk basımevinin kurulmasından sonra daha da belirgin hale gelen Türk grafiğinden ve batı etkilerinden bahseder.

Türk grafiğinin kökeni çok eskilere dayanmakla birlikte Osmanlı’da bunun bir disipline sokulduğu görülmektedir. Nitekim saraya bağlı Nakkaşhâneler kurulmuş, burada geniş kadrolar istihdam edilerek bir çok eser hazırlatılmıştır. “Toplum katında ise kitap yazma ve çoğaltma işini üstlenen hat sanatçıları, kitap süslemelerini gerçekleştiren müzehhipler, kitapların minyatür ve resim gereksinimini karşılayan musavvirler ve nakkaşların oluşturduğu bir sanatçılar topluluğu görülmektedir. Bunlar arasında Fatih’in gül koklayan bir resmini çizmiş olan Sinan Bey, Nigarî, Hünernâme’nin ve Sultan III.Murat için hazırlatılan Sürnâme’nin yapımcısı Nakkaş Osman, Sultan III. Mehmet için hazırlatılan Eğri Fetihnamesi’nin çizimcisi Nakkaş Hasan Paşa, Sultan I. Ahmet için hazırlatılan Falnamenin yapımcısı Nakkaş Kalender, Şakaik-i Numaniye’yi resimleyen Nakşî Ahmet Efendi, Sultan III. Ahmed’in nakkaşbaşısı Levnî gibi Türk resimleme sanatının ustaları vardır. Bütün bu nakkaş, hattat, müzehhip, musavvir gibi sanatçılar, bilindiği üzere, iş ve yaşam koşullarını güvence altında tutan “Lonca” örgütleri içinde, usta-çırak geleneğiyle yetişirlerdi.”