Yeni Yetme Bir Çoban

Her Sokağın Bir Sırrı Var
11 Ağustos 2017
Şiraz’lı Bir Meczup
22 Eylül 2017

Yeni Yetme Bir Çoban

Gökyüzünü sayısız kandille donatan Allah’a hamd olsun. Bütün bulutların, ağaçların, dal ve yaprakların ve insanların Rabbi O’dur. Yer, gök, ay ve yıldızlar O’nu tespihe devam eder. Hiç bir gezegen kendi yörüngesinden çıkıp bir düzensizliğe meydan veremez. Her an bir başka renge bürünen dünya da öylesine güzel ve yaşanılır bir yerdir ki, insanlar onun kıymetini anlamakta çoğu zaman âciz kalır.

Bu gökyüzünün altında her dalı Hak’ka uzanmış ağaçlar vardır. Kökleriyle toprağı sımsıkı kucaklamış, gölgeleriyle yorgunlara döşek olmuş, meyveleriyle kurdu kuşu dahi doyurmuş sayısız ağaç. Sonra beri yanlarında renk renk açmış kır çiçekleri, toprağın boz bağrını şenlendirmiş çayır ve çimen. Yağmur yağmış, sular akmış, yazı yaban kim bilir kaçıncı kez şenlenmiştir böyle. Arada patika yollar uzanır garip yolcuların geçip gittiği. Yollardan bazen bir çoban da geçer sürüsünün ardında. Sırtında azık torbası, elinde sopasıyla yine bir garip çoban.

Onu Erciş’te, Emrah ile Selvinaz’ın kabrini ziyarete giderken, gölün kıyısındaki geniş merada görmüştüm. Garip, utangaç, acılı yeni yetme bir genç adamdı. Belki henüz çocukluktan çıkamamış bir koca adam! Sürülerinin yünleri kararmış, kirlenmişti çamurdan çaylaktan, ama onun dudakları kenarında sıcak bir gülümseme ve gözlerinde derin bakışlar vardı. Hikâyesine başlasa, sanki yer gök susup onu dinleyecek, yeni doğmuş kuzuların anaları peşinde nasıl koşturduklarını anlatacaktı.

Bir anası, babası, bir evi, bir ocağı var mıydı bilmiyorum.

Selâmlaşıp ayrıldık…

Bir cevap yazın