Hüznü Kucaklamak

Gitmek
31 Ekim 2016
“Hasbiyallâh” De…
31 Ekim 2016

Hüznü Kucaklamak

Kâinatın Efendisi’ndeki gâlip hal “hüzün” imiş. Mübarek yüzleri güleç olmakla beraber onda derin bir hüzün, içe dokunan bir sükûnet ve keder varmış. Resûlullah’ın sîresini okuyanlar bilirler ki, o hiç bir vakit kahkaha ile gülmüş değildir. Elbette bu dünyayı bir gurbet yurdu gören kimse böyle yapacak; ne lüzumsuz bir söz, ne incitici bir tavır ve ne de amansız bir hırsın içinde yürüyecek… Sakin, mahzun ve ümit içinde bir hayat. Fazla konuşmadan, fazla gülmeden, fazlaca ahkâm kesmeden.

O, gerçek bir “usve-i hasene”dir.

Ben şimdi O’nun ümmeti olmakla övünen kimselere bakıyorum da kahrımdan yerin dibine girmek istiyorum. Elbette başta kendi nefsime bakıyor, halime acıyor, sayısız derd ü gam içinde sona doğru yol alıyorum. Hüznümü bir libas gibi üstüme giymek için çırpınıyorum ya, becerdiğim söylenemez. Günlerce dilimden bir tek kelâmın çıkmadığı oluyor ve içimde fırtınalar kopuyor ama bazen “niçin somurtuyorsun?” sözlerine bir cevap bulamıyorum!

Yahya Kemal, “melâli anlamayan nesle aşinâ değiliz” diyor. Ben de hüznümü anlamayan hiç kimseye aşinâ olamıyorum.  Ne yapsam bilmem ki? Nereye gitsem? Hüznümü nasıl dillendirsem?

İyi konuşamadığım, iyi şiir yazamadığım, meramımı iyi anlatamadığım doğrudur. Bu yüzden kimsenin beni anlamasını bekleyemem.

Çok adam gelip geçmiş bu dünyadan. Bulabildiğim yüzlerce, binlerce hayat hikâyesini okudum ve iyilerin ardına takılmak istedim. Yalnız kaldığım her saniye onları sevdiğimi, onlarla beraber olmak istediğimi fısıldadım. Mutlaka duydular, ama cevap veremediler. Herhalde “Az kaldı, yakında bizimle beraber olursun” diyorlar. İnşaallah öyle diyorlar.

Açıkça söyleyeyim ki, değerli kâriler, ben şu cihan içinde öyle gülünüp sevinilecek pek bir şey göremiyorum. Az biraz başımı kaldırıp baktığımda Ramazanı bir sevgili gibi kucaklamamış kocaman adamlar, ateşi yalar gibi dondurma yalayan gençler, oyun ve eğlenceden gayrı hiç bir şey düşünmeyen yeni yetme kızlar, beli iki büklüm olmuş olduğu halde hiç bir mescidin kapısından içeri girmemiş yaşlı ve çirkin adamları görüp de gülebilmek mümkün mü?

Ah siz de bütün bunlara şahit olup melâle yuvarlanmaz mısınız?

Bir cevap yazın