Baş Kaldıran Adam

Âlemlerin Rabbine Teslim Olmak
31 Ekim 2016
Zulümden Kaçış
17 Ocak 2017

Baş Kaldıran Adam

Mutlulukla kurulmuş bir yuva yıkıldığında, Allah’ın arşı titrer!

Bir ocak söndürülüp, bir ana ağlatıldığında yahut bir çocuğun annesi ve babası gözleri önünde yere yığıldığında yeryüzü ve gökyüzü figana başlar. Melekler boynu bükük bir garip, yüzü gülmez bir yetim ve öksüz gördüklerinde sayısız dua salarlar merhametlilerin en merhametlisine. En çok da dalları ve gölleri kurutan, yolları kesen, darağaçlarına aksakallı bilgeleri asan zalimler ağlatır dağı, taşı. Gözyaşları sağanak yağmurlar gibi boşanır arzın yüzüne. Hiçbir şeyin tadı, tuzu kalmaz…

Bir hakkı kendi yerinden başka yere koymanın adı olan zulüm, yüce Mevlâ’nın en çok gazaplandığı şeydir ki, cezasını vermekten vazgeçmez. Bu cezayı geciktirse bile asla ihmal etmez ve günü geldiğinde perçeminden yakaladığı müstekbirleri nârına sürükler.

Zulüm, hiçbir hakkı olmadığı halde, idaresinden sorumlu olduğu kimseleri kendilerine köle edinen ve o mazlumlara her türlü eziyet, işkence ve kıyımla haksızlık yapan Nemrutlar, Firavunlar, Kayser ve Kisrâların şiârıdır. Parmakları ucundan masum bebeklerin kanı damlayan bu adamlar, vahşi sırtlanları bile hayretler içinde bırakmakta, hayvanlardan aşağı bir durumda yaşamaktadırlar. Her buyrukları yerine getirilsin ve adlarına piramitler dikilsin diye sayısız insanı zindanlarda çürütmüş, sayısız damı yıkıp, yeni yetme çocukları karanlık kuyulara gömmüşlerdir. Bazıları şeytanın bile aklına gelmeyen işkence aletleri icat ederek zulümde zirveye çıkmış, kimileri de katliam emirleriyle haneleri harap etmiştir.

Kahrolası saltanatının ayakları altından kayacağı zannıyla ürperdiği için, yeni doğmuş bebekleri analarının kucağından koparıp, elinde kasap bıçakları tutan uşaklarına katlettiren (1) Firavun ile attığı bombalarla yüz binlerce insanı yakarak kömüre çeviren hainler arasında ancak bir derece farkı vardır. Milyonlarca masum, adına dünya savaşları denilen derin uçurumlarda kaybolup gitmiş, son devrin zalimleri de ihanet ve cinayette seleflerinden aşağı kalmadıklarını ispat etmişlerdir.

Yüce Allah’ın “Ulu’l-azm” (2) elçilerinden Mûsâ aleyhisselâm, aralarında büyüdüğü Mısır zalimlerini, onların cehalet ve kibirde aşırıya kaçmış önderleri Firavun’u yakından tanıyor ve yüreğini dolduran bir isyanla, işlerine karşı çıkıyordu. Firavun ve adamlarının, İsrail oğullarından kendilerine yardım eden Hâman, Kârun, Bel’am gibi hainlerle beraber mazlum ve masum kimselere uyguladıkları zulme asla razı olmuyordu. Şefkat ve merhametle dolu yüreği, nerede bir yara görse kanıyor, nerede bir yere düşen görse ayağa kaldırmaya çalışıyordu.

Henüz peygamberlik görevi omuzlarına yüklenmemişti ama yüce Mevlâ’sı, onu bu mühim göreve hazırlıyordu. Haksızlığa tahammülü olmayan bir kalp, kolayca bükülmeyen bir bilek, güçlü kuvvetli bir beden ihsan etmişti. Bir defasında şöyle yavaşça vurduğu zalim kıptîlerden biri kütük gibi yere devrilip cehennemine yuvarlanmıştı.

Firavun ve adamlarının kurdukları zulüm çarkı dönüp durduğu için, onların, kendisini de yakalayıp bu kıptînin hesabını soracaklarını anlayınca Mısır’dan Filistin’e kaçmış ve yol boyunca: Rabbim! Beni zalimler gürûhundan kurtar!” (3) diye dua etmişti. Bütün sıkıntılarını gideren, korkularını azaltan bir dua idi bu. Nitekim Medyen’de Hz. Şuayb aleyhisselâm ile konuştuğunda o büyük Nebî de kendisine: “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun.”  (4) demiş, yüreğini ferahlatmıştı.

Aziz kârî!

Hz. Mûsâ’nın duası kıyamet vaktine kadar şeytana uşaklık yapmaya devam edecek olan bütün zalimlere karşı okunacak ve onların akıl almaz zulümlerinin önüne geçmeye çalışan mü’minler, bu duayı asla dillerinden düşürmeyeceklerdir. Çünkü yine yüce Allah’ın beyanıyla: “Zalimler asla iflah olmaz, asla kurtuluşa erişemezler.”  (5) “Onlar için ne sığınacak bir dost, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi vardır.”  (6) “Yüce Allah’ın çizdiği sınırları aşan bu kimseler  (7) üzerine murdar bir azap indirilecek, (8) Allah’a karşı yalan uydurdukları için (9) her türlü lânet üzerlerinde olacaktır. (10) “Gerçekten zulmü şiar edinmiş kimselere hem dünyada bir perişanlık, hem de ahrette acı bir azap hazırlanmıştır.” (11)

1- A’râf, 7/141

2- Ahkâf, 46/35. Ahzâb sûresinin 7 ve Şûrâ suresinin 13. âyetlerinden yola çıkan müfessirler Ulu’l-azm peygamberlerin Hz. Muhammed aleyhisselâm, Hz. İbrahim, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ ve Hz. Nûh olduğunu söylemişlerdir. Diğer bir görüşe göre bütün peygamberler azim sahibi kimselerdir.

3- Kasas, 28/21

4- Kasas, 28/25

5- Yûsuf, 12/23

6- Mü’min, 40/18

7- Bakara, 2/229

8- Bakara, 2/59

9- Kehf, 18/15

10- A’râf, 7/44; Hûd, 11/18

11- Bakara, 2/114

Bir cevap yazın